GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Hüsnü Çelebi
YAZARLAR
4 Mart 2020 Çarşamba

Çuvala sığmayan mızrak

Mülteci olmanın ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bilmediğiniz son derece açık. Bilseydiniz bu kadar sığ bir yaklaşım içinde olmazdınız. “Aman bize gelmeyin” duyarsızlığının sizi kurtaramayacağını görür, çözüm odaklı politikalara ortak olurdunuz. Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak ölümden kurtulan bu insanların, neden bir kez daha ölme pahasına denizlere açıldıklarını anlamış olursunuz. Sorunun kaynağından faydalanmak yerine, çözüme yönelik adımlar atardınız, böylece kadınları ve çocukları sınırda tehdit etmezdiniz. Masum insanları ortaçağ kafasıyla mızraklamazdınız. O mızrakların aslında savunduğunuz değerleri tehdit ettiğini anlardınız. Ölenlere “Nasıl olsa bizden değiller” diye bakmazdınız. İki yüzlülüğün sadece bir yere kadar işe yarayacağını görürdünüz. Hafızalarda birer fotoğraf karesi olarak bekleyen çocuk ölümlerinin zihninizin sınırlarını çoktan geçtiğinin farkında olurdunuz.
Kaçış güzergahlarında bulunan kasabaların, tenha köşelerinde yapılan ölüm pazarlığına izin vermezdiniz. Kıyıya vuran patlatılmış botların kaç kişiye mezar olabileceğini bilir, insanları kirli pazarlıklara mecbur bırakmazdınız.
Çürüyen cesetler Ege kıyılarına vurmazdı. Evlatlarını kaybeden annelerin, babaların acı içinde yaşamalarını engellerdiniz.
İnsanlık onurunu böyle bir rezillikle kirletmemiş olurdunuz. Dünyadaki zorbalıklara, çıkar çatışmalarına, aç gözlülüğe, hakça paylaşmak çizgisinde karşı koyardınız.
Kendi çocuklarınız için istediğiniz geleceği, onların da kendi evlatları için isteyebileceğini duyardınız.
“Biz yiyelim, siz seyredin “ acımasızlığından vazgeçerdiniz.
Fedakarlığı sürekli başkalarından beklemeyi bırakır, sorumluluğu paylaşırdınız. Bir zamanlar dünyaya ilham veren (Avrupa Birliği) birleşmenin, çürüyen yüzünü görür, düzeltmek için silkinirdiniz.
İnsanlığa umut olan yükselişin, mültecilerin kalplerinde Ege’nin sularına gömüldüğünü görürdünüz. 
Son günlerde mülteciler üzerinden yürüyen bir sürece tanıklık ediyoruz. Batının sadece kendini önceleyen yaklaşımı, bir gün iflas edecek. Buna şüphe yok. Ne olursa olsun!
Mülteciler konusundaki tutumları, övündükleri değerler ile örtüşmüyor. Ayrımcı, sığ ve gelişmeleri okuyamayan Batı, bir gün bunun sonuçları ile yüzleşmek zorunda kalacak.
Sınırlara örülen duvarların arkasında güvenli, konforlu yaşamlarını, milyonu geçen ölümler pahasına savunanlar, nedense sorunun kaynağına bir türlü bulaşmak istemiyorlar.
Haksızlık etmeyelim! İşlerine gelen tarafla bir hayli ilgili oldukları açık. İnsani bir duyarlılık gerektiğinde ortadan kaybolanlar, bu kadar ölüm ve istikrarsızlık varken hala rahat yaşamlarına devam edebilecekleri yanılgısına nasıl düşüyor? Bunu anlamak mümkün değil.
Nasıl olur da milyonlarca insan ülkesini terk ederken güvende olacağınızı düşünebilirsiniz? Akla ziyan bir körlük ile bu sorunun cevabı elbette verilemez. Vücudumuzun ağrıyan noktasına odaklanmak bazen yanıltıcıdır. Ağrının başka hastalıkların habercisi olabileceğini anlamak için, bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Bunu da, dünyaya daha adil bir yaklaşım içinde olanlar yapabilir. 
Bazılarının ülkemizi bir açık hava mülteci kampı olarak görmek istediğinden neredeyse hiç birimizin şüphesi yok. Fakat övündüğümüz değerleri, bir şeyler uğruna çöpe atmanın gerekliliği konusunda şüpheliyim. Yine de bu güne kadar yaşananları görmek istemeyenlerin, gözlerini açması için bir fırsat olabilir. Tüm tarafların sorumluluğu paylaşarak, üzerine düşeni yapması gerekiyor. Doğal kaynakların yerleriyle ilgilenmek yerine, insanlıklarını hatırlamak yerinde olur. Bu coğrafyadaki yangından beslenirken, yanmayı düşünmenin zamanı artık gelmiştir...