GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Güncel
18 Mart 2020 Çarşamba 16:31

İzmirli vekilden çarpıcı öneri! Derhal 14-21 günlük karantina...

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray'dan koronavirüs konusunda çarpıcı öneriler geldi. Kendisi de bir hekim olan Çıray, derhal ülke çapında 14-21 günlük karantina uygulanması gerektiğini söyledi.

Sözcü Gazetesi yazarı, duayen gazeteci Uğur Dündar ile bir söyleşi yapan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, koronavirüs gündemiyle ilgili dikkat çeken öneriler gündeme getirdi. Usta gazeteci Uğur Dündar'ın sunumuyla işte o söyleşi:

"Değerli okurlarım,

İYİ Parti'nin Güvenlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yaptığı dönemde engin uygulama ve devlet deneyimine sahip olmuş değerli bir hekimdir. Nitekim “Koronavirüs” henüz bu boyutta tartışılmazken 31 Ocak'ta bir açıklama yapmış ve “Alınan tedbirler yerinde ama yetersiz” demişti.

Bu söyleşimize Sayın Çıray'a, “Bu tespiti nasıl ve hangi verilere dayanarak yaptığını” sorarak başlıyorum.

???

AYTUN ÇIRAY (A.Ç): Çok teşekkür ederim. Öncelikle uzmanlık alanımın dahiliye olduğunu belirtmeliyim. Bu nedenle burada iki şapkamla konuşacağım. Sağlık Bakanlığı Eski Müsteşarı olarak kriz yönetimini yorumlayacağım. Ancak “Koronavirüs” diye bilinen “Cod-19” hakkında söyleyeceklerim genel tıp bilgimle birlikte, İntaniye ve Mikrobiyoloji uzmanlarından sürekli aldığım raporlardan edindiğim bilgilerle olacak.

UĞUR DÜNDAR (U.D): Evet. Başta sorduğum soruya dönelim; “Alınan tedbirler yetersiz” derken neyi işaret etmek istediniz? Zira Sağlık Bakanı'nı krizin yönetiminde başarılı bulanlar var.

(A.Ç): Nesi başarılıymış? Her konuda geciktiler, gecikiyorlar. Sağlık Bakanlığı öncelikle salgının küresel boyutunu değerlendiremedi. AKP iktidarının hep yapa geldiği gibi, pandemiyi (küresel salgın) bir halkla ilişkiler aracı olarak gördüler. Tarihin en büyük maskelemesi yapıldı. Örneğin; İran'ın saklamasına rağmen ocak ayında bu ülkede “Koronavirüs” vakaları olduğu duyuldu, bizimkiler sınırı kapatmak için 23 Şubat'a kadar beklediler. Irak ve Ermenistan bizden önce sınırlarını kapattılar. Başta İtalya olmak üzere virüs, Avrupa'da yayıldığında, Sayın Bakan hâlâ uçak seferlerinin durdurulmasını talep etmedi. “Cod-19” pandemisi var ama bizde hiç yok! Mümkün müydü? Bu bioistatistik bilimine aykırıydı. Bunun üzerine, “Bu bir pandemi. O halde Türkiye'de de hasta var” dedim. Bu açıklamam üzerine geç saatte Sayın Bakan “Türkiye'de bir “Koronavirüs” vakası var” diye açıklama yaptı. Sadece teşhiste değil tedbirlerde de hep geriden geldiler.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI BİNLERCE İNSANI BİR ARAYA GETİRDİKTEN SONRA BİR ARAYA GELMEYİN DEDİ

(U.D): Somut örneklerle konuşalım. Hangi tedbirlerin alınmasında gecikildi?

(A.Ç): Aslında aldıkları tedbirlerin gecikmesinden daha fenası bütünsellik olmaması. Okul tatillerini yapın bari dedik, 2 gün sonra uygulamaya geçildi. Cuma namazı konusunda uyardık, ellerinde kalan son şey din istismarı olduğu için dinlemediler. Bırakın dinlememeyi, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş Cuma namazına giderek omuz omuza yüzlerce insanımızın olduğu bir camide, Türkiye'de binlerce insanımızı bir araya getirip, “Bir araya gelmeyin” diyerek adeta ilme ve dine meydan okudu!..

(U.D): Sayın Çıray siz, maçların ertelenmesi konusunda bir çağrı yaptınız. Ben de Cuma akşamı Demokrasi Arenası canlı yayınında ve sonrasında da sosyal medya hesaplarımdan paylaştığım mesajlarla çağrınıza destek verdim. Bu konuda bir gelişme oldu mu?

İNSANLARI STADLARDAN ÇIKARIP KAHVEHANELERE TIKTILAR

(A.Ç): Bu söyleşinin yapıldığı saate kadar hayır. Acil durum kavrama sorunları var. Naçizane dedik ki; ya maçları erteleyin ya da şifreyi kaldırın. Dinlemediler. Seyircisiz maç oynanmasını yeterli gördüler. Peki ne oldu? Açık havada bir araya gelmelerini bile “Koronavirüs”ün bulaşması açısından riskli bulduğumuz yüzbinlerce insanımızı açık havadan aldılar ve kapalı ortamlarda sıkış tepiş oturmaya mahkum ettiler. Ancak, yaptığımız hiçbir uyarı, at gözlüklü  yandaş basın tarafından görülmedi. Sanırsınız “Koronavirüs” partilere göre davranıyor! Ama asıl felâket, umre konusunda yaşandı.

(U.D): Nasıl?

(A.Ç): Baştan söylediğim gibi hastalığın küresel boyutunu kavramış olabilseydiler, umreyi iptal ederlerdi. Etmediler. Sonra dönüş zamanı geldi. Daha umredekiler seyahatteyken Suudiler Kâbe'ye ziyareti yasakladılar. Çünkü 86 “Koronavirüs” vakası tespit etmişlerdi. Peki bizim Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı bütün bu olanlara karşın ne yaptılar? Onbeş bin insanımızın yurt içine dağılmasına göz yumup, sadece “Aman ha evlerinizden çıkmayın ziyaretçi kabul etmeyin” dediler. Peki evdekiler ne olacaktı? Nitekim sosyal medyadaki ilk paylaşımlar AKP'li milletvekillerinin de içinde olduğu ziyaretçilerden geldi.Sonra da umreden gelenlerden -güya- bir kişide “Koronavirüs” tespit edildi!..

UMRECİLER İÇİN GECE YARISI BOŞALTILAN YURTLAR HAZIRLIKSIZ OLDUKLARININ DELİLİ

(U.D): Ama gazetelerde ve televizyonlarda umreden dönen yurttaşlarımızın karantinaya alındıklarına dair bilgiler yayınlandı…

(A.Ç): Biz kıyameti kopardıktan sonra, son gelen 5 bin kişiyi, bir gece yarısı ayazında  öğrencileri uyandırıp, apar topar yurtlarından ederek sözde karantinaya aldılar. Bir gece, sabaha karşı boşaltılan yurtlar, ne kadar hazırlıksız olduklarının delilidir. Bilim Kurulu üyeleri umreden gelen insanlarımızın durumları yüzünden kendilerinden utanmış olmalılar. Bu arada bizden kastım genel muhalefet değil, bir grup bilim insanının temsilcisi olarak bendeniz, siz ve sizin gibi çok az sayıda gazeteci, televizyoncu ile sosyal medya destekçilerimizi kast ediyorum. Bunlar televizyonlara ya bir yerde rektörlüğe aday profesörü, ya da şarlatanları çıkardılar. Bilimsel açıklamalar yerine fetva ve hadislerden söz edildi. Bilimi ibadet gören dinimize de zulmediyorlar.

İDEOLOJİK NEDENLE CANA KAST EDENLER ALLAH HUZURUNA ÇIKAMAZLAR

(U.D): Nihayet önceki gün Diyanet İşleri Başkanı çıkıp, namazların toplu kılınmasına gerek olmadığını açıkladı.

(A.Ç): 15 Temmuz hain kalkışmasının elebaşlarından Adil Öksüz'ün doktora savunmasında jüri üyesi olma “şerefine” nail olmuş olan “hükümetin din adamı” sözü yine kıvırdı. “Münferiden kılmak isteyen kılsın” dedi. İki kişi bir araya geldiğinde diğeri enfekte ise ne yapacağız. Ya birbirinden habersiz yüzlerce yurttaş münferiden namaz kılmak isterse ne olacak? İslâm dini için hayat en kutsal değerdir. Neden tereddüt ediyorsun? Çünkü Siyasi İslâmcı takıntıları var. Sözde inanç adı altında insan canına kast edenler, Allah huzuruna çıkamayacaklar. Ama burada temel sorun bütün bu işlerin kanun önünde sorumlusu olan Sağlık Bakanı'nın aczi yatıyor.

(U.D): Müsteşarlık yaptığınız için bilirsiniz, bu konularda Sağlık Bakanlığı'nın yetkileri neler?

(A.Ç): Kuruluş kanunu der ki; “İlgili kurum ve kuruluşların insan sağlığını doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen faktörler ve sosyal belirleyicilerle ilgili uygulamalarına ve düzenlemelerine yön verir, bunu teminen gerekli bildirimleri yapar, görüş bildirir ve müeyyide uygular…” Yani bugün patron Sağlık Bakanlığıdır. Politikaları o belirler, Diyanet İşleri Başkanı çıkar Sağlık Bakanlığı'nın politikaları doğrultusunda millete nasihat ve moral destek verir. Gerisi “müeyyideye” yani yaptırıma tabidir. Çünkü halk sağlığı ile oynuyor.

BENDEN SÖZ EDİLMİYOR KAÇINCIYIM ACABA?

(U.D): Sağlık Bakanı'nın açıklamalarına güveniyor musunuz?

(A.Ç): Hayır. Milleti kandırıyor. Baştan beri vaka sayılarını doğru vermediğinden itibar etmiyorum. Nitekim “Hasta sayısı 6 kişi ve hepsi aynı aileden” dediğinde de doğru bilgi vermiyordu. Çünkü o bu açıklamayı yaparken, tanı almış bir arkadaşım hastanede yatıyor ve “Benden söz edilmiyor, kaçıncıyım acaba?” diyordu. Çok Gezenti adlı seyahat programını yapan Burak Akkul'un sosyal medyadaki açıklamasını herkes gördü. “5 gündür “Koronavirüs” şüphesiyle tedavi görüyorum, ancak sonuçları bana iletilmiyor” diyor. Tayvan'nın açıkladığı yeni 15 vakanın 5'i, Türkiye'ye yaptıkları seyahatten gelenler. Yazının sonunda “Türkiye toplam 5 vaka açıklarken sadece Tayvan'da 5 Türkiye kaynaklı vaka çıktı, demek ki Türk Hükümeti gerçek rakamları saklıyor” diyor. Nedenini söyleyeyim mi? Vaka sayısını düşük göstermek için. Halbuki hasta ihraç ediyoruz. Bu insan canını bile kendi siyasal çıkarları için hiçe sayılabileceğinin açık göstergesi. Değer mi? Hipokrat yeminine aykırı bu! Üstelik bunlar duyuldukça hükümet güvenini yitirir bu iyi bir şey değildir.

İZMİR'DE TEST YAPILMIYOR, KARANTİNA MERKEZİ DE AÇIKLANMIŞ DEĞİL

(U.D): Hasta sayısını saklamak akla mantığa ve etik değerlere aykırı değil mi?

(A.Ç): Çünkü son günlere kadar hiçbir şey yapmadıkları gibi kaderci davrandılar. Bir şey olmaz yaklaşımıyla zaman kaybettiler. Bildikleri tek şeyi yaptılar: Algı yönetimi!.. Her şey yeni başlıyor.

Artık Sağlık Bakanlığı lütfen doğru ve anlaşılabilir açıklamalar yapsın. Kaç kişiye nerelerde test uygulandığını yer ve sonuç bildirerek açıklamalıdır. Örneğin seçim bölgem olan İzmir'de test yapılmadığını biliyorum. Karantina merkezi de açıklanmış değil! Kan alınıp Ankara'ya gönderiliyor. Bu zaman kaybı. Ayrıca tarama imkanları kamuoyu ile paylaşılmalı. Bu arada Allah korusun “Koronavirus”ün tam bir salgın halini alması durumunda devasa şehir hastanelerinin sakıncalarını da yaşayacağız.

GAZ ELEKTRİK SU FATURALARI ASKIYA ALINMALI İFLASLAR VE İŞÇİ ÇIKARMALARIN ÖNÜNE GEÇİLMELİ

(U.D): Bunlar eleştirileriniz. Peki önerileriniz nedir?

(A.Ç): Suriye sorunu ile birlikte değerlendirildiğinde bu salgın bir Milli Güvenlik sorunudur. Buna uygun bir bakanlıklar arası koordinasyon gerekir. Devletin sahiplerine önerim; tedbirleri bütünsel olarak anında almalarıdır. Derhal 14-21 gün her yer tatil edilsin. Bütün basın yayın organları ellerinde, oralara şaklabanları değil ciddi bilim insanlarını çıkararak bu zorunlu tatilde herkesin hayati ihtiyaçlar dışında evden çıkmamaları ve nasıl bir korunma sağlamaları gerektiği anlatılsın. Tüm illerde tahlil ve tarama imkanları sağlansın. Güvenlik güçleri bu mücadele için yeniden organize edilsin. Şeffaflık çok önemli. Gizlenenler gizlenemez şeyler ve ortaya çıktıkça güven kaybına neden olur. Bu şimdi, bu iktidar için bile isteyeceğimiz bir şey değil. Çok şey sayabilirim… Örneğin Fransa'da olduğu gibi gaz, elektrik ve su faturaları askıya alınmalı. Küçük işletmelerle, esnafın iflaslarının önüne geçilmeli. Hiçbir işçi işini kaybetmemeli.

(U.D): Ya vatandaşlarımız için ne söylemek istersiniz?

(A.Ç): Vatandaşlarımıza gelince mecbur olmadıkça evlerinden çıkmamalarını tavsiye ederim. Sağlık Bakanlığı'nın önerdiği ve web sayfasında yer verdiği 14 kural mutlaka uygulanmalı. SGK doğru bir kararla kronik hastalar için verilen ilaç raporlarının süresini arttırdı ve bu ilaçlar eczanelerden reçetesiz alınabilecek. Ayrıca acil bir durum olmadıkça kesinlikle hastanelere gitmesinler. En az 1 metre olan sosyal, fiziki mesafeyi arttırarak, salgının yayılma ağından bir zinciri koparacaklarını unutmasınlar. Alacağımız her tedbir, uyacağımız her kural, sağlıkla normal hayata dönüşümüzü kolaylaştıracaktır.