GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Tülay Şahin Şencan
YAZARLAR
24 Ocak 2021 Pazar

Uğur Mumcu’nun anısına…

1942 yılında Kırşehir’de doğdu, kökleri Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’e kadar uzanıyor. Cumhuriyetin ilk dönem kuşağıydı annesi ile babası, ilk okuduğu okul Ankara’da Devrim İlkokulu’ydu. Hukuk Fakültesi’nde okurken en sevdiği dersler İdare Hukuku ve Ceza Hukuku idi. Üniversite’nin ardından bir dönem hocası Mümtaz Soysal’ın teşvikiyle asistan olarak görev yaptı. O dönem Doğan Avcıoğlu’nun da yönlendirmesi ile Yön Dergisi’ne yazılar yazdı. 12 Mart ertesi hocası Uğur Alacakaptan ile birlikte Anayasa’nın 141,142 ve 146. maddelerini ihlal ettiği gerekçesi ile tutuklandı, hapis yattı.

Çıktığında ise Tuzla Piyade Okulu’na Yedek Subay Adayı olarak atandı, adaydı çünkü sakıncalıydı artık. Sonra Ağrı Patnos’a gönderildi ve orada Sakıncalı Piyade’yi yazdı.

Askerlik yaptığı dönem oniki parmak bağırsak ülseri oldu ama hastalığının adını 12 Mart Ülseri koydu. Sakıncalı Piyade kitabının oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz tarafından sahnelendi.

25 Ağustos 1975 yılında yazdığı “Sesleniş” yazısını Zülfü Livaneli’nin “Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi” türküsünü dinleye dinleye yazdığını söyledi.

Güldal Mumcu ile evlenirken nikah şahitleri Bülent Ecevit ve hocası Uğur Alacakaptan’dı.Özgür adında bir oğlu ve Özge adında bir kızı oldu. Çocuklarına çok düşkündü, öldürüldüğü 1993’ün Ocak ayında sömestre tatili için onlara iki kaban almıştı, çocukları o kabanları babalarının cenazesinde giyebildiler.

***

Bugün 24 Ocak 2021. Uğur Mumcu’nun katledilişinin ardından tam 28 kış geçti. O’nu özlem ve saygı ile anıyorum. Öldürüldüğü günü ve içimin nasıl yandığını daha dün gibi hatırlıyorum. Ertesi gün Ankara’da düzenlenen cenaze töreni ile aynı anda İzmir’de yapılan tören kalabalığının içinde ben de vardım. Yakamızda O’nun resmi, dilimizde O’nun çok sevdiği “Ankara’nın Taşına Bak” ve “Yiğidim Aslanım” türküleri ile uğurladık Türkiye’nin dürüst, onurlu, yürekli, satılmayan, aydınlık gazetecisi ve hukuk insanını.

İlk okuduğum kitabı 1985 yılında 4. baskısını yapan Liberal Çiftlik, sonra Sakıncalı Piyade, Rabıta, Söz Meclisten İçeri ve Suçlular ve Güçlüler idi. Bugün yazdığı satırlar arasında dolaşarak O’na unutmadığımı söylemek istedim. Çünkü hiç sevmediği kelimeydi “unutmak”. Sararmış sayfalar arasında dolaşırken bu memleketin ışıklarını bir bir nasıl söndürdüklerini, geçen onca yıla rağmen pek bir şeyin değişmediğini düşündüm, hüznüm çoğaldı. Sakıncalı Piyade’nin sayfaları arasına koyduğum, resminin basılı olduğu kağıt yaka rozetindeki iğne deliklerine baktım, unutmadım dedim, ne seni ne de senin gibi ecelsiz öldürülen, dövülen, yakılan, asılan, yaşamının en güzel yıllarında taze birer çiçek gibi toprağa verilenleri.

***

Üniversite yıllarında Dikili’de Belediye Başkanı Osman Özgüven’in düzenlediği Dikili Festivali’ne gitmiştik. Gündüz Çınaraltı Kahvesi’ndeki sohbetlere katılacak, akşam da Timur Selçuk Konseri’ni dinleyecektik. O gün çınarın altında Uğur Mumcu da vardı. Ali Sirmen, İlhan Selçuk, Aziz Nesin, Toktamış Ateş. Tavla oynayıp, sohbet ediyorlardı, hepsini bir arada görmek benim için tarifsiz bir mutluluktu. Sesleri hala kulaklarımda.

“Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi” demiştin ya, biz sizi unutmadık!

Günün ışımasına izin vermedi karanlık eller, katil yüzleri seçilecekti çünkü. Kökünden sökülüyordu çiçeğe duran ağaçlar, çöpçüler süpürdü Karlı Mahallesindeki yola savrulan sonlandırdıkları hayatın parçalarını ve kar yağdı. Ankara’ya, taşına baktık ve de toprağına ama baktığımız yerlerde yoktular, korkunçtular, kirliydiler. Onları görmeyelim diye tuğlalarla duvar ördüler.
Oysa devletin elleri çekseydi bir tuğlayı, yıkılacaktı duvar ve biz bildiğimiz ama teşhis edemediğimiz Uğur’un, Ahmet’in, Bahriye’nin, Abdi’nin ve diğerlerinin katillerini görecektik. Uğur Mumcu, “Ben bağımsız Türkiye’den yanayım, ben özgürlükçüyüm, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım, ben hırsızların, yobazların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım” diyordu. Katili belliydi.

“Siyaset ticarete, ticaret siyasete, din de her ikisine araç edildi mi artık sömürünün sonu gelmez. Din ticaretiyle meşgul olanlara bakın hemen hepsi milyarder olmuşlardır. Hem de Türk Lirası ile milyarder değildir bunlar, Amerikan Dolarıyla milyarderdirler. Oh ne kadar kolay çek bir besmele gelsin paralar, finans kuruluşları ve şirketler aracılığıyla kazanılan milyarlar. Elhamdülillah müslümanız, elhamdülillah milyarderiz” diyordu.

***

Ölümünün ardından yapılan soruşturmada tam sekiz savcı değişti ve beş yıl sonra soruşturma dosyası tamamlanabildi. Ancak katilleri hala aramızda.

Devleti tarih önünde ayıplı hale getiren bu yapılar gün yüzüne çıkarılıp, temizlenmeden sonu gelmeyecek bu cinayetlerin...

Yazarın Diğer Yazıları