GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Ahmet Güler
YAZARLAR
4 Ağustos 2019 Pazar

Doğa tahribatı Türkiye’nin gelecek siyasetini belirleyecek

Türkiye’de siyasetin atmosferi değişiyor, artık Türkiye’de klasik ve 1950’li yıllardan kalmış temelde halkı kandırmaca, halkı din ile afyonlama, “oyunu bana ver, gerisine karışma“ ile seçim kazanma süreci sonuna gelmiş durumda.

Siyasal İslamdan halkın ağzı ciddi bir şekilde yanmaya başladı, muhafazakar kesim bile artık elinde Kuran’ı-Kerim ile oy avcılığına çıkmış siyasetçilerden bıkmış durumda.
Siyasal İslamcılar geriye bıraktığımız dönemde ciddi bir şekilde her konuda çuvalladılar.

Ekonomide, demokrasinin gelişmesinde, yargıda, dış politikada, İşsizliğe çözüm bulmakta, tarımda, üretimde, yolsuzlukla mücadele de, eğitimde, kültürel faaliyetlerde, şehircilikte, kısacası tüm alanlarda başarısızlık had safhaya ulaşmış durumda.

Ama başka bir konu var ki, bu konuda kendi seçmenleri de dahil inanılmaz bir rahatsızlık söz konusu. Türkiye’yi yönetenlerin tüm Türkiye’de doğanın tahrip edilmesine neredeyse açık açık destek vermeleri halkı çileden çıkarma boyutlarına ulaştı.

Anayasal görevi “doğayı koruma” olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı denilen kurumun ÇED (Çevresel Etkileşim Değerlendirmesi) kararlarının çoğu çevre ve doğal yaşamın yok edilmesinin temel hukuki dayanağını oluşturuyor. Mübarek, sanki çevre koruma bakanlığı değil, çevre imha bakanlığı.

Son günlerde tüm Türkiye’de çok tartışılan Kazdağları’nın yok edilmesi, Salda gölü mescitli istila projesi, İstanbul’un akciğeri Kuzey ormanlarının yok edilmesi, Aydın halkının jeotermaller ile yavaş yavaş imha edilmesi, Karadeniz yaylaları imha projesi, HES’ler, RES’ler, JES’ler gibi yüzlerce, binlerce doğa tahribatı.

Bütün tahribatların altında resmî kurumların bir şekilde desteği ve onayı bulunmakta.

Yeşile hasret kalan Türkiye halkı bu doğal değerlerin imhasının kendi yaşamlarını da yok ettiğinin bilincine daha yeni varmaya, daha yeni uyanmaya başladı.

Türkiye seçmeni siyasetten beklenti listesi başına:
- Ekonomik düzelme,
- Terör ile mücadele,
- İşsizliğe çözüm,
- Adalet 
Olarak sıralamış iken, bu beklentilere üst sıradan yeni bir kavram daha ekleniyor:

“Doğal yaşamın korunması.,”

Türkiye’nin gelecekteki siyasetini “doğal yaşamı koruma” üzerine yoğunlaşan politikalar belirleyecek.

Avrupa’da siyaset bu şekilde gelişti. 1980’li yıllarda “Atom Reaktörleri” karşıtlığı ile başlayan Yeşiller siyasi haraketi Almanya’da ikinci siyasi güç haline geldi, tüm AB ülkelerinde güç kazandı. Avrupa’da ki tüm muhafazakar siyasi partiler yeşillerin doğa korumasını esas alan parti programlarını kopyalayıp kendi parti programları haline getirdiler.

Türkiye’de büyük parti olarak ilk defa CHP’de böyle bir değişimin başladığı haberleri geliyor. 
Sevindirici bir değişim.

Gelecekte parti programı birinci satırında “DOĞAYI KORUMAK” ibaresi olmayan bir partinin seçim kazanma şansı da olmayacak.

Yazarın Diğer Yazıları