GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Filiz Ekinci
YAZARLAR
20 Nisan 2021 Salı

ÇOK BÜYÜK BAYRAM BU BAYRAM!

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, denilince aklıma, ilkokulda söylediğimiz 23 Nisan marşı gelir. Köyde okuduğum İlkokul boyunca her 23 Nisan bayramında uzun boylu iki öğrenci büyük  bir Atatürk resmini iki taraftan tutar en önde yürürdü. Yanlarında bir öğrenci de Türk bayrağı taşırdı. Öğretmenlerimiz yanımızda, bizler Atatürk fotoğrafı ile Türk Bayrağı'nın arkasında 23 Nisan marşını söyleyerek bir asker edasıyla yürürdük.

Bizler sevinçliydik! Büyüklerin övünç duyduğu belli oluyordu. ''Çok büyük bayram bu bayram, Herkese mutlu olsun' 'kıtasına geldiğimizde sesimizin tonunu yükseltirdik. Sesimiz ne kadar gür çıkarsa bayramın büyüklüğüde o kadar anlaşılacak gibi gelirdi. Köyde bir tur atıp, köylünün alkışları arasında okula döndüğümüzde  büyük bir iş başarmışız duygusuyla içimiz içimize sığmazdı.

O günlerde, 23 Nisan’a bizim bayram diye bakar, çocuk olmanın keyfini yaşardık. Öğretmenimiz neden büyük bayram olduğunu anlatır, bizler öğretmenin anlattığını çocuk aklımızla masal tadında dinlerdik.

Kaf dağının ardından gelen canavarlar, güzel yurdumuzu işgal etmek istemişlerdi. Kahraman Türk Ulusu Atatürk’ün önderliğinde bu canavarlarla savaşmış ve onları  yurttan kovmuştu. İşte biz bugün bu bayramı kutluyorduk. Bu nedenle de "çok büyük bayramdı bu bayram.’’ Bu nedenle de bu bayram'ı kutlarken sevinmeli ve  övünmeliydik.

Çocuk aklımızla bile anlamıştık.

Bayramları büyük yapan, uğrunda verilen savaşın zorluğuydu.

Uğruna dökülen kandı, verilen canlardı.

Biz kutlamayacaktık da canavarlar mı kutlayacaktı?

Çocukken masal olarak dinlediğimiz tarihsel gerçeklerin,  onurlu bir milletin kahramanlık dolu hikayesi olduğunu büyüyünce öğrendik.  

Anlatılanlar gerçekti !

Canavarlar öyle kaf dağından  da gelmemişti.

Komşularımızdı.

Dünyayı birlikte paylaştığımız paydaşlarımızdı.

Medeniyet dediğimiz yanıbaşımızdaki,  tek dişi kalmış canavardı.

O günleri, Falih Rıfkı Atay ‘’Tarihe Düşülen Yazılar’’adlı kitabında şöyle anlatır; ‘’İsyan, Nallıhan ve Beypazarı üstünden Ankara kapılarına dayanmaktaydı. 23 Nisan 1920 sabahındayız.Asiler Mustafa Kemal’in karargahını ve gün açacağı Meclis’i basabilir.Recep Peker,şehrin yakın sırtları üzerinde çetelerin yaklaşıp yaklaşamadıklarını gözleyerek nöbet tutuyor.Karşıda padişah ve Halife var.10 Mart’tan beri İstanbul’u işgal eden İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika var. İzmir’de Yunan ordusu var. Adana’da ve güneyde Fransız silahlı kuvvetleri var. Şurada burada İngiliz kıtaları var. Ve Anadolu’nun batısında, ortasında,kuzeyinde,güneyinde ve doğusunda yer yer isyanlar var.’’ 

Dört bir yanı düşman tarafından sarılmış bir ülke, yokluk ve cehalet içinde ne kadar direnebilirdi. Ülkemizi istila  eden devletler de böyle düşünüyordu. Yıllarca savaş meydanlarında evlatlarını şehit vermiş, fakirliğin kol gezdiği, topu, tüfeği olmayan bir ülke,  kendileri gibi topu, tüfeği, savaş uçağı  olan haşmetli, medeni  büyük ülkelere nasıl karşı koyabilirdi ki?

Haklılardı !

Zira,  nesnel  ölçüt olarak bakıldığında gerçek buydu.

Üstelik bunu kabul eden  sadece onlar da değildi.  Bu nedenle de ‘’mandacılığı kabul edelim, hayatta kalalım'' düşüncesi hakimdi.

Ama unuttukları bir şey vardı.

Her yüzyılda Tanrı dünyaya bir kurtarıcı gönderirdi. Ve çok şanslıydık ki bizi seçmişti. O mucize Mustafa Kemal ATATÜRK’tü.

İngiltere’nin Anadolu’daki başarısızlığı karşısında  Lloyd George İngiliz Parlamentosu’na başarısızlığın nedenini böyle anlatır; Beyler, Tanrı her yüzyılda dünyaya bir dahi gönderir. Bizim talihsizliğimiz yüzyılımızın dahisinin Türklere nasip olmasıydı. O dahinin Adı Mustafa Kemal’dir.”

O mucize sayesinde, kazanılmaz denilen savaşı kazanıldı.

O mucize sayesinde, imzalanmaz denilen antlaşmalar imzalandı.

O mucize sayesinde,  Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı kabul edildi.  

Bu antlaşmalar sayesinde, bugün elini kolunu sallayarak hiç  kimse sınırlarımızdan giremiyor,

Gökyüzümüzde uçaklarını uçurtamıyorlar,

Bu antlaşmalar sayesinde bugün, denizlerimizi aşamıyorlar.

Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçtıysa o mucizenin sayesindedir.

Bunu o günlerde gören Saruhan Milletvekili Refik Şevket bey ve arkadaşları ile İçel  Milletvekili Şevki Bey, 23 Nisan’ın  Milli Bayram İlan edilmesi hakkında, 23 Nisan 1921'de Meclise bir kanun teklifi verirler. Şevki Bey teklifinde,‘’23 Nisan 1920 gününde Büyük Millet Meclisi kurularak milletin yazgısıyla ilgili işlere el koyduğu mutlu bir gün olduğundan,(bugünü) halkın yüreğinde yüceltmek için bu tarihin resmi bayram olmasını’’ önerir.

Şevki Bey,  onca  imkansızlık ve fakirlik içerisinde bir milletin kendi yazgısını yaratması kolay olmadığını görmüştü. Bu nedenle de bu zaferi bayram tadında kutlamayı istemek Türk ulusu'nun hakkıydı.

Görüşmeler sonucunda,  Konya Milletvekili Hoca Vehbi Efendi ile Trabzon Milletvekili Ali Şükrü bey  dışında,  23 Nisan’ın Milli Bayram olmasına kimse itiraz etmez. Böylece 23 Nisan'ın Milli Bayram  kabulüne dair 112 sayılı kanun çıkarılır.

Türkiye'nin ilk millî bayramı olmuştur.

"Çocuk Bayramı" ise bu gelişmelerin dışında her hangi bir kanun çıkarılmaksızın Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) (HEC)'nin, 23 Nisan 1927"de bu günü "Çocuk Bayramı" ilan etmesi ile başlatılmıştır.

1933’te, 23 Nisan Çocuk Bayramı yeni bir aşama ile çocukları gelecekteki mesuliyetlerine hazırlayıcı bir program haline dönüştürüldü. Atatürk, 23 Nisan sabahı çocukları makamında kabul edip, kendi yerinde onlarla sohbet etti. Diğer devlet adamları da Atatürk'ün bu davranışını benimseyerek uygulamaya koydular. Nitekim bu tavır, ileriki yıllarda gelenekselleşecektir. Stadyumlarda beden hareketleri gösterileri yapılmaya başlandı. Yine, ilk defa Milli Eğitim Bakanı Reşid Galip Bey'in kaleme aldığı "Türk'üm-Doğruyum"andı çocuklar tarafından okundu. Bu ant daha sonraki senelerde okulların bayrak törenlerinde söylenmeye başlandı. (2018 yılında kaldırılıncaya kadar.)

1975'teki kutlamalara TRT Kurumu da katıldı. Kurum, çocuk programlarına önem vererek, bu programları hafta boyunca yayınladı.

1978'de Meclis Başkanlığı'nın izni ile Mecliste düzenlenen törenlere üye sayısı kadar çocuk katılması kararlaştırıldı.

23 Nisan 1979'da Ankara İlkokulları temsilcilerinin katılımları ile başlatılan bu uygulama, 1980'de bütün vilayetlerden gelen çocukların katılımı ile "Ulusal Çocuk Parlamentosu" oluşturularak, gerçekleştirildi. Aynı yıl TRT, törenlere komşu ülkelerden çocuklar davet ederek. Çocuk Bayramını ilk kez uluslararası düzeyde kutladı.

1981'de Millî Güvenlik Konseyi"nin Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanıun Hükmündeki "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır" Kararı ile resmi bir ad’a ve statüye kavuşturulmuştur.

Bu törenlerin  simgesi haline gelen değerli sunucumuz, Halit Kıvaç’ın sunduğu 23 Nisan şenlikleri  aynı zamanda bir dönemin çocukluğudur.

Ve milli bayramlar kendi yazgısını yaratan  bir milletin, Heyecanıdır, Umududur.

Bu nedenledir ki, Çok büyük bayram bu bayram,

Herkese kutlu olsun !

Yararlanılan Kaynaklar
Falih Rıfkı ATAY,  ‘’Tarihe Düşülen Yazılar’’Artı Yayın Dağıtım,baskı 2018,s.11
Sinan MEYDAN, ''23 Nisan Nasıl Bayram Oldu,'' Sözcü Gazetesi, 24 Nisan 2017
Veysi AKIN, ''23 Nisan Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı'nın Tarihçesi,'' Paü. Eğitim Fak.Dergisi 1997. Sayı:3