GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Kurtuluş Özgür Yıldız
YAZARLAR
1 Ekim 2019 Salı

Vaşington'dan atılan sopa ve salyalar!

Kurtuluş Savaşımız sırasında Anadolu’nun olup bitenden bilgi sahibi olması, kuruluş ve kurtuluşa destek vermesi yanında Yunan Küçük Asya Ordusu, İngilizler ve bunlarla işbirliği içinde olan Sultan Vahdettin ve Damat Ferit hükümetlerinin karşı propagandalarının etkisini kırmak için çeşitli afişler, kartpostallar bastırılmıştır. Okuma yazma düzeyinin çok düşük olduğu Anadolu’da sözlü ya da resimli bilgilendirme yapma dışında pek de bir yol yoktu. Zaten işgal kuvvetleri gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’da güç sahibi oldukları yerlerde sansür uygulamaktaydı. Halide Edip Adıvar’a Anadolu Ajansı’nı kurma görevi, kutsal savaşımızı tüm ülkeye ve dünyaya anlatmak için verilmiştir.

Yine de, yoktan var edilmiş, Batı tarafından kendilerine Büyük Yunanistan uydurması zerk edilmiş Yunanlar, bu toprakların aslında atalarına ait olduğunu ve kendilerine ait olanı geri aldıklarını ileri sürerken, kendilerince akla yatkın bir gerekçe ileri sürüyordu. Oysa genişletilmiş büyük Ortadoğu projesi yapan Amerikan emperyalizmi akılla uzaktan yakından ilgisi olmayan, kendi çıkarlarını mutlak sayıp dayatan bir planı süper güç olarak uygulamaya karar vermiştir. Onlarca ülke, milyonlarca insanın parçalanmaya, yok olmaya rıza göstermesini sağlamak yanında bu projenin finansman yükünü bindirdiklerinin de sorgusuzca buna katlanmasını sağlaması gerekmektedir.

Her ülke kendi içinde dengeyi sağlayacak, artı değerin kullanımını tüm vatandaşların gözünde meşru olmasını sağlayacak bir söylem geliştirir. Örneğin, ‘yatırım riskini üstlendiği için kârı da o alıyor” ya da “çalıyor ama çalışıyor” türü utanç dolu meşruluk örnekleri yanında “her sabah ilk çalışanından önce gelip son çalışanından sonra çıkıyor” “çok zeki” gibi görece daha akılcı örnekler de vardır. Emperyalizm ise bundan daha zor bir işi yerine getirmek zorundadır.

Katliamların kurbanı olacak olanları ve bu katliamlara dünyanın çeşitli yerlerinden itiraz edecekleri hesaba katmalı, bu katliamların mali yükünü çekeceklerin kendilerini kahraman gibi hissetmesini sağlamak zorundadır. Amerika Birleşik Devletleri, yani dünyanın emperyalist aygıtı bu görevi yerine getirmek için öncelikle ve çok öncelerden kültürel alanı alabildiğine işgal etmiştir. Basın, internet, sinema, televizyon, müzik, edebiyat gibi çok geniş bir alanı etkisi altına almış, kültür üstüne çektiği karanlık örtünün algılanmaması için muhalif olarak algılanabilecek ama itirazı olmayan çalışmaları, alanları görece serbest bırakmıştır.

Hepimizin belleklerindedir o hazin görüntü; ABD askerleri Irak’ta Iraklıları katlederken kimi Iraklılar terliklerini çıkarıp Saddam Hüseyin heykellerine saldırmıştı! Ülkesi düşman askeri tarafından işgal edilirken terliğini çekip ülkesinin devlet başkanının heykeline saldırmak nasıl açıklanabilir? Bir buçuk milyondan fazla Irak vatandaşı ABD tarafından katledildi ve bunu kimi Iraklılar dahil epey bir dünyalı makul bir şeymiş gibi algıladı. Irak özgür ve demokratik bir ülke oluyordu. Amerikalılar, Avrupalılar ve Iraklılar bunu alkışladı, sevindi. Alçak ABD askerleri tarafından tecavüz edilen Iraklı kadınların intiharı ayıplandı. Gebe kalsalar ne güzel batılımsı çocukları olurdu!

Bu sonuca ulaşmakta ABD emperyalizmi tankların içine sokup “gömülü gazetecilik” yaptırdığı sözde muhabirlerin yararını epey gördü. Tankın açık deliğinden askerin düşman olarak tanımladığı hedefi gören ve onun imhasını heyecanla canlı yayında izleyicilere geçen bu tuhaf gazeteciler, mesleklerine atfedilen bütün değerleri yerle bir etmekten çekinmemiştir. Dahası, kahraman olmuş, kariyerlerinde büyük yükselişler yaşamışlardır. Sonuçta katliamlara uğrayanları bunu hak ettiklerine ikna etmiş, bu maliyeti yüklenenleri de rafineri görüntüleriyle büyük kazançların onları beklediğine inandırmıştır. Ataları yeni kıtaya Amerikan yerlilerinin altın kentlerini bulup kolay yoldan köşe dönmeye giden Amerikalılar için bu tür beleş kazançlara ikna olmak genetik bir hastalık olsa gerek.

İşte “A Private War” ile bize bitmiş yaşamı anlatılan Marie Colvin adlı gazeteci de bir tür gömülü gazeteci olarak Suriyelileri ölmeye ve Amerikalıları bunun mali yüküne katlanmalarına ikna etmekle uğraşan bir yüz karası, dahası Vaşington’dan atılan sopanın peşinden salyalarını akıtarak koşan bir köpekçik.

Nasıl havladığına, hoplayıp zıpladığına da bir bakalım.