GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Tülay Şahin Şencan
YAZARLAR
4 Nisan 2021 Pazar

Ötekini anlamak!

Yirminci yüzyılın en etkili bilim filozoflarından Yahudi kökenli Avusturyalı-İngiliz Karl Popper şöyle der: Bütün kuğular beyazdır önermesi, siyah kuğu görene kadardır. Ve siyah kuğu beyaz olanlara göre ötekidir. Bizden olmayandır, bizim yabancı olduklarımızdır, mevcut kültürün içinde dışlanmış olandır.

Yani öteki, sözde özgürlükler ülkesi Amerika’da zencidir, Kızılderili’ dir, mültecidir. Almanya’ da öteki, gaz odalarında, toplama kamplarında, fırınlarda katledilen Yahudi’dir, ekmek kavgası için oraya göç etmiş Almanya acı vatan diyen Türk’tür. Yugoslavya’da öteki, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Srebrenista’da soykırıma uğrayan Boşnak Müslümanlardır.

Ötekisi bol memleketimizde de çoğumuzun en büyük yarasıdır öteki olmak. O travmayı dibine kadar yaşayanlardanım, ondan biliyorum. “İnsanın acısını insan alır” diyor ya Şükrü Erbaş. Evet, doğrudur ve o yarayı sarmak, acıyı almak ise farklılıkları çatışmaya dönüştüren gücü devre dışı bırakarak ötekini anlamak ve dayanışmayı keşfetmekle olacaktır.

***

İnsan doğduğu andan itibaren karşılaştığı ilişki ağlarıyla birtakım bağlar kurar. Bu kişisel alan ve bağlar zamanla insanın gerçeklik zannına dönüşür. İspanyol filozof Ortega, varlık olarak insanı tanımlarken şöyle özetlemiştir: "Ben, kendim ve ortamımın toplamıyım."

Bu toplamın sonucu olan insanın bilebileceği tek yaşam da kendi yaşamıdır. Çakılıp kaldığı alelade dünyasının öte tarafına geçebilmesi, ötekini tanımasıyla mümkün olabilecektir.

Hallac-ı Mansur, “Ötekini anlamak için, ötekini kendine katmak değil, ona gitmek gerek” diyor. Anlamak, onu yutmadan, onun varlığına saygı duyarak, dilinden, gözünden anlamaya çaba göstermek ile mümkün olabilecektir.

Ötekini anlamak güç iştir. Anlamak, önce ötekinin varlığının bilincine varmak ve varlığını kabul etmekle başlar. Bu anlama süreci kişinin kendi çemberini aşıp ötekine yönelmesi, “tek doğru benim doğrum” kalıbından sıyrılması, “o nasıl hissediyor?”, “neden korkuyor?”, “ne istiyor*”, “onun yerinde olsam ne hissederdim, ne yapardım?” sorularını vicdanının aydınlığında kendisine sorması ve cesaretle cevaplaması ile devam edecektir. Bu yetmez, ötekinin koşullarını bilmek te  gerekir.

***

İnsan bilmediğinden, tanımadığından korkar. Yanlış temellere oturtarak vardığımız yargılar ile bilmediğimiz, bilmek ve tanımak için çaba sarf etmediğimiz, düşman bellediğimiz öteki, yıllardır birlikte yaşadığımız, kız alıp verdiğimiz, ortak acı ve sevinçleri paylaştığımız arkadaşımız, komşumuz, selam alıp, selam verdiğimizdir aslında. Aynı çağın içinden geçiyorken, farkında olmasak da benzer dertlerden mustarip olduğumuz, yaşadığımız bu topraklarda ortak kederler yüzünden çoktan kavilleştiğimizdir öteki.

Ezmek, yenmek, yok etmek üzerine kurgulu siyasetin nefret söylemiyle kararttığı yürekler ve vicdanlar, ötekini anlamanın, sevincine ve acısına ortak olmanın önündeki en büyük engeldir. Bayrak, din, ırk, cinsiyet ve tür, ötekinin kafasına indirilecek bir sopa değil iken, farklılıkların çatışması üzerinden var olabilen iktidarın elinde hepsi kitleleri etkilemek ve yönetmek için kullandığı bir araca dönüşür.

İktidar elindeki sopayı, ötekini terbiye etmek için, birey kimliği olmayan, ancak kitle içerisinde var olabilen, güce yaslanarak ve yaslandığı gücün bir parçası olmakla kendini önemli ve anlamlı hisseden, “Vur de vuralım, öl de ölelim” kafasındaki kitle insanının eline verir. En büyük tehlike ise kendi ahlakını ve normlarını geliştirememiş bu kitlenin “ben devletim” demesi ile başlar. Bu şuursuz kitlenin kendisini devletin asıl sahibi gördüğü ve ötekini de düzenin rahatını kaçıranlar olarak algıladığı anda elini ovuşturarak ilk yöneleceği ne yazık ki öteki olacaktır, geçmişte de bu hep böyle olmuştur.

Oysa şu kısacık hayatta kararan kalbin yükünü taşımak kadar yorucu ve beyhude bir uğraş olmasa gerek. Geldik ve biraz oyalanıp gideceğiz, hepsi bu. Sen! Gözünü belerterek ötekine bakan gölün beyaz kuğusu, on dört milyar yıllık evrende kendine yedi kırlangıç hayatı kadar ömür dileyen Cemal Süreya’dan en fazla beş on yıl daha uzun yaşarsın. Ne hoş gör, ne de hor gör. Hoş görmek te kibir kokar çünkü. İnan zor değil, bazen uzattığın bir el, gözünde biriken bir damla yaş, bazen açık yürekli içten bir özür, ötekiyle dayanışmak için göze alacağın cesur bir adım seni ona götürür.

***

Sivaslı halk ozanı Ruhsati’ nin şiirindeki “Gördüm iki kişi mezar eşiyor/ Gam kasavet gelmiş boydan aşıyor/ Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor/ Gel de bu rüyayı yor deli gönül.” dizeleri, gerçeğe uyanmak için ışık olsun.