GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Filiz Ekinci
YAZARLAR
26 Nisan 2021 Pazartesi

Kızılderili Reisin Laneti

Kızılderililerin ünlü reisi Tecumseh,  1811'deki ABD Kızılderililer savaşı  sırasında  Başkan olacak olan Amerikalı General William Henry Harrison, Kızılderili kabilelerine saldırınca, ünlü Şef Tecumseh'in 'Peygamber' kabul edilen kardeşinin, ABD Başkanlarını lanetlediği söylenir.

Lanete göre, Harrison başkan seçilecek ama görev süresi dolmadan ölecektir. Harrison'dan sonra her 20 yılda bir ABD Başkanı olan kişi  lanete kurban gidecektir.

Şef Tecumseh lanetin gerekçesi olarak da  ‘’onlar öldükçe, halkımızın nasıl katledildiği hatırlanacak!" demiş.

Bu güçlü lanetin 30 yıl sonra 1840'ta Harrison ABD Başkanı seçildiğinde devreye girdiğine ve hâlâ gerçekleştiğine inanlıyor. Harrison'un başkan seçildikten 1 (bir) ay sonra ölmesi ise kanıt olarak gösteriliyor. Ondan sonra her 20 yılda bir gelen ve aralarında Abraham Lincoln, John Kennedy liderlerin de bulunduğu başkanların ölüm sebebinin lanet olduğu söylenir.

Güçlerine güç katmak için yüzyıllarca  kendilerine ganimet  yolları aramaktan vazgeçmediler,

Önceleri yeni kıtalar keşif etmek için yola koyuldular.

Kendi halinde yaşayan masum insanlara, medeniyet götüreceklerini söyleyip kendilerine sömürge yaptılar.

İşgal ettikleri ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini çaldılar,

Üstelik servetini çaldığı ülkenin insanını köleleştirip ölümüne çalıştırdılar.

Zaman değişip ülkeler uygarlığa  geçtiğinde söylemleri de  değişti.

Bu sefer de, demokrasi götüreceklerini vaat edip, milyonlarca insanı kan ve gözyaşı içinde bıraktılar. Onları evlerinden, vatanlarından kopardılar.

Günahsız binlerce insan hayatını kaybetti , onların hırsları ve  çıkarları yüzünden.

Ama, önemi yoktu bunların.

Önemli olan tek şey vardı. ‘’Kendi çıkarlarını’’ korumak.

Ürettikleri malları satacak pazar bulmalıydılar.

Enerji kaynaklarına ihtiyaçları vardı,

‘’Petrol’’ gerekliydi ülkelerine,

İnsanları ‘’susuz’’ kalmamalıydı.

Başka ulusların insanları aç ve susuz kalmalıydı onlar için.    

Nede olsa kendileri dünyanın en akıllı ve en zeki insanlarıydı. Bunu yapmaya hakları vardı.

Keneler gibi yapıştılar mazlum ulusların sırtına.

Tarih boyunca amaçları hiç değişmedi.

Barış zamanı barışı, savaş zamanı savaşı bahane ettiler.

Onlar hep haklıydılar !

Afrikayı sömürürken de haklıydılar,

Kızılderilileri yok ederkende,

Cezayir’de, Ruanda’da, Afganistan’da, Vietnam’da, Irak’ta ve Suriye’de insanlar ölürken de hep haklıydılar.

Ve Japonya’ya atom bombası atarken de haklıydılar.

Şef Tecsumseh, öldürülen masum Kızılderililerin bir başlangıç olduğunu, tarihin karanlık sayfalarında binlerce daha masum insanların katledileceğini bilseydi  lanetini değiştirir miydi?

Başkanların ölmesi yerine, ruhlarına vicdanı üflemeliydi.

Savaştan, yağmadan ve iftiradan yana alacakları her ölüm kararında kanayan bir vicdanları olsaydı, bugünkü dünya farklı olurdu belki de !

Başkanların ölmesi neyi değiştirir ki, bayrağı teslim alacak başka biri geldikten sonra.

Zira, planları günü kurtarmak için değildi.

Planları yüzyıllıktı !

**

Bugün yaşanılanlar bu planın devamıdır. 

Amaçlarına araç yaptılar işlerine gelen herşeyi.

Kışkırttılar halkları, çeşitli vaadlerle,

Kimine özgürlük, kimine toprak, kimine vatan vaad ettiler,

Saldılar başka ulusların üstüne,

Bir yandan desteklerken onları, bir yandan masum rolü oynadılar…

Çünkü, aç gözlerini doyuracak bir dünya henüz oluşmadı yeryüzünde.

Ne hırsları doydu, ne karınları, ne de gözleri.

Ne yaptıkları vahşeti  gördüler, ne de görülmesini istediler.

Amaca giden her yol mübahtı onlar için...

Ya gerçekleri saptırdılar ya da olmayanı gerçek olarak sundular dünayaya!

Kimi zaman olmayan, nükler silahı bahane ettiler,

Kimi zaman demokrasiyi,

Kimi zaman da olmayan soykırımı..

**

Gerçeği görmek istemeyene gerçeği anlatamazsınız...

Bu nedenle de, yaşadıkları topraklara ihanet edip ayaklananı görmez onlar...

Doğu Anadolu’da, Erzurum’da, Kars’ta, Bitlis’te  kadın çocuk demeden hayvanlarla birlikte ahırlara doldurulup yakılan insanımızı da görmezler...

Eğer gerçekten bir soykırım olsaydı, bekleyip de işlerine geldiği zaman ortaya sürerler miydi ?

Eğer bir soykırım olsaydı, dünyayı bize dar etmezler miydi?

Olmadığını onlarda çok iyi biliyor!

Bize düşen ise  tarihimize sahip çıkmaktır.

Kahramanlarımıza sahip çıkmaktır.

Birlik ve beraberlik içinde vatana sahip çıkmaktır.

Sen- ben demeden güçlü olursak, onlar sadece sahte tarih yaratır kendilerine...

Ve yaratılan  sahte  katliamlar,  tarihin gerçekliğinde yok olup gider...

Geriye lanetlenilen gerçek bir tarih ve katliamlar kalır...