GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Engin İnce
YAZARLAR
4 Kasım 2019 Pazartesi

Karpuzlar kırılmasın!

Kaç ‘karpuz’ taşıyorsun elinde kolunda?
Ya da kaç karpuzu kırmadan taşıyıp koyuyorsun bir kenara?
Kol gücün, ağırlık kaldırma kapasiten belli. Gücünü zorladıkça neler oluyor bedeninde, zihninde? 
Her şeye yetişme hali, içten içe bir stres yaratıyor olabilir mi? 

Bu soruları kendime son zamanlarda sıkça sorar oldum. Verdiğim yanıtların çoğunun dürüst olmadığını fark ettiğimde de ‘hoop’ dedim, ‘bir dakika Engin!’ 

Yetişmeye çalıştıkça kendimi zorladığım, bu zorlama ve zorlanma halinin stres tohumları attığı kafam ve bedenim tepki veriyor. Yetişemedikçe sorumluluklarımı yerine getiremiyormuşum gibi hissedip içten içe kendime sürekli baskı yapıp ‘hadi’ diyorum. ‘Hadi’ dedikçe iki ayağım bir pabuca giriyor ve sırf yapmış olmak için yapıyorum bazı şeyleri. Ortaya çıkan şey bana iyi gelmiyor üstelik. 

Kalbimi, ruhumu koyarak yapmayı seviyorum her şeyi. Yemek yapıyor olsam da evimi temizlesem de yazı da yazsam kalp ve ruh eşlik edince ortaya çıkan şey daha iyi hissettiriyor bana. Ama kalp ya da ruh yetişemiyorsa yaptıklarıma, hep bir eksik var gibi geliyor ve o her neyse onu yapmış saymıyorum. 

Yazının başında sorduğum sorulara açık yüreklilikle yanıt verdim en sonunda! Kabul; yetişemiyorum her şeye! Üstelik bu yetişme telaşı beni zorluyor. Verdiğim sözleri tutmak için kendimi sıkıştırıyor, o sözleri verirken günün 24 saat olduğu gerçeğini unutuveriyorum. Bazen uykumdan bazen de kendime ayıracağım zamandan fedakarlık ediyorum. Böylece önceliğim kendim değil, başka bir sürü şey oluveriyor. 

Oysa önce ben iyi hissetmeliyim ki etrafımdaki her insana o iyilik hali bulaşsın, elimin değdiği her iş o iyilikten nasibini alsın. Bu senin için de böyle. Önce sen iyi hissetmelisin, önce sen iyi olmalısın. Uçaktaki oksijen maskesini düşün. Basit bir örnek ama içinde derin anlamlar saklı. Olası bir tehlike anında önce kendine, sonra çocuğuna oksijen maskesini takman anlatılır her defasında. Çünkü sen iyi ve sağlıklı olursan ancak o zaman çocuğuna yararın dokunur. Sen iyiysen eşin, sevgilin, dostun da iyidir. Yaptığın işler ancak o zaman iyi hissettirir. Kural basit; oksijen önce sana lazım, oksijen önce bana lazım.

Sık bahsederim, buralarda da yazmışlığım vardır. Önce kendine şefkatli davranmalı insan; bir başkasına verdiği öğüdü, önce oturup kendisine vermeli. İşte o zaman iyi hisler gelip yerleşiyor kalbinin, zihninin orta yerine. Diğer türlü hep bir yarım kalmışlık haliyle hiçbir şeyin hakkını veremeden, belki de sırf yapmış olmak için yapıyor oluyorsun. 

Verdiğim dersler, aldığım eğitimler var. Her gün trafikte geçen -nereden baksan- dört saatim, çalışmam gereken derslerim, evimin işleri, kendim için yapmam gerekenler, henüz çok yeni olan ve benden ilgi bekleyen bir internet sitem var. Buraya yazmam gereken yazılar, ‘freelance’ yönettiğim sosyal medya hesapları var. Anlayacağın, tıpkı senin gibi, benim de yapmam gereken birçok şey var. 

Şimdi izninizle kolumdaki karpuzlardan bazılarını yere bırakmak istiyorum; düşürmeden, kırmadan.  

Bu son yazı. Bir çeşit ‘öz eleştiri’ ve bir ‘teşekkür’ aslında. 
Bu sitedeki arkadaşlarımın anlayışı, bana her zaman sınırsız alan açmaları benim için çok kıymetli. Varlıkları, şu zamana kadar hep iyi hissettirdi; bunun için ne kadar teşekkür etsem az. 
Günün 24 saat olduğu gerçeğini aklımda tutarak yeniden bir planlama yapma sürecindeyim. Tamamlamam gereken eğitimler ve verdiğim dersler, günlerimin büyük bölümünü kaplıyor. Hayalimi yaşıyorum ve bu hayali daha da parlatacak işlere öncelik vermem gereken bir zaman dilimindeyim. 

Şu zamana kadarki ‘aksak’ zaman aralıklı yazılarımdan ötürü bana tek laf etmeyen buradaki tüm arkadaşlarımın anlayışına sığınır, ‘belki bir gün tekrar görüşürüz’ diyerek hepinizi sıkı sıkı kucaklarım..