GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Tülay Şahin Şencan
YAZARLAR
21 Mart 2021 Pazar

Dostlar O'nu hatırlasın

Yüzyılların deneyiminden süzülerek biçim almış, kendine özgü töresi olan Aşık Edebiyatı, toplumun aynası, kültürel mirasımızın mihenk taşıdır. Aşık Edebiyatı, geçmişten taşıdığı değerleri, şiirin kalıcı ve etkileyici özelliğinden yararlanarak kuşaktan kuşağa aktarmada, toplumsal düzenin ve dolayısıyla sağlıklı bir neslin inşaasında, kıymetli bir işleve sahiptir.

Aşık ise; sosyo-kültürel boyutuyla bakıldığında halkın üzüntülerini, sevinçlerini, inançlarını, öğütlerini ve toplumsal değerlerini şekillendirip sözlü kültürle bütünleştiren ve kuşaktan kuşağa aktarandır. Aşık, “çağının tanığı, ait olduğu toplumun gözü, kulağı, dilidir.”

İşte o aşıklardan biridir Aşık Veysel. Sivas’ın Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü’nde, anasının, doktorsuz, ebesiz, yolda doğurduğu Veysel’in gerçekten de uzun ince bir yolda başlayan ömrü, 21 Mart 1973 yılında nihayet bulmuştur. Geride bıraktığı şiirleri, türküleri kadar hayatı da ince bir mesaj gibidir geride kalanlara.

Veysel, 7 yaşında, anasının diktiği entariyi giydiği gün, çamurda ayağı kayıp düştüğünde yattı çiçeğe. Önce sol gözünü aldı elinden bu hastalık, sonra sağ gözüne perde indirdi. Artık gözleri görmese de O, dünyaya gönül gözü ile bakmayı bildi, gönül gözü ile gördü. Gerçeği görmek, kavramak, bilmek isteyene göz gerekmezdi çünkü. “Bu alemi gören sensin / Yok gözünde perde senin” diyerek hayatla olan engelsiz bağını ve dünyayı kavrayışını şiirlerinde böyle anlattı.

***

Bakmadan görmenin bir tek sevdiğine kavuşmasına yetmediği zamanlarda yakındı görme engelinden. O’nu terk edip kaçan ilk eşine “Kuş olsan da kurtulmazdın elimden / Eğer görse idim göz ile seni” dedi.

Veysel’in insanların doğuştan eşit olduğuna inanan hümanist bir kültürün içinden geliyor olması, sınıfsız bakış açısına sahip oluşunda etkileyici ve belirleyici olmuştur. “Beni hor görme kardeşim / Sen altınsın ben tunç muyum / Aynı vardan var olmuşuz / Sen gümüşsün ben sac mıyım” dizeleriyle başlayan şiirinde işte bu bakış açısının izleri vardır.

Yolumuzu şiirleriyle, türküleriyle aydınlatmaya devam edecek olan Aşık Veysel’i bu ölüm yıldönümünde de saygı ve minnetle anacağız. Biz O’nun torunları, O’nun gibi bakarak, aşkla güzelleştireceğiz dünyayı. Kör olanlar görmese de Hakk’ın delili olacağız. Yeliz gibi tiyatro sahnelerinde, Gündüz gibi yazarak anlatacağız bu mirası ve Filiz gibi O’nun türkülerini söyleyerek yaşatacağız.

Aşık Veysel’in torunu Ezgi, 21 Mart’ta dedesinin türküsünü söyleyerek anacak O’nu. Kendi yorumuyla ve  “Anlatamam derdimi dertsiz insana / Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez / Derdim bana derman imiş bilmedim / Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz” türküsüyle hatırlatacak bize Aşık Veysel’i.

***

Yürek denen kafeste, insana, yaşama ve sevgiye  dair ne kadar güzel duygu varsa, o kuşu havalandıran tüm gönül ehillerine selam olsun. Yaşanabilir bir dünya için Veysel’in şiirlerindeki toprağın kokusuna, ağacın gölgesine, yağmurun bereketine ve elbette  insanın vicdanına ihtiyacımız var.

         “Veysel der çıkayım bir yüce dağa
          Ağaçlar bezenmiş yeşil yaprağa
          Zaman gelir tenim düşer toprağa
          Karışır toprağa toz olur gider ”