GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN RÖPORTAJLAR YAZAR CAFE FOTO GALERİ VİDEO GALERİ
Filiz Ekinci
YAZARLAR
9 Eylül 2021 Perşembe

30 Ağustos’u Anlamak 9 Eylül’ü Kutlamaktır

Zaferleri anlamlı kılan kazanmaktan öte,  ne uğruna savaşıldığı ve savaşın ne kadar zor koşullarda  kazanıldığıdır. 
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi böylesine zor ve böylesine yokluk içinde geçen bir savaştır.
Mustafa Kemal ,’’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ emrini verdiğinde,  Anadolu’da  topyekün ölümüne bir savaş başlar. 
Ölmekten başka yol, özgürlüğe ulaşmaktan başka çare yoktur.
Ancak, özgürlüğe kavuşmak  hiç de kolay değildir.
Bir ordu düşünün, savaşan askerin ayağında çarık yok. 
Üstünde askeri elbisesi yok.
Kaputu yok,
Yiyecek ekmeği yok,
Su içecek matarası yok,
Savaşacak süngüsü  bile yok,
Karşısında dünyanın en güçlü devletleri  var.
Silahları son teknoloji.
Askerleri  teçhizatlı.
Uçaklarının sayısı senin uçak sayını on’a katlıyor,
Topları, tüfekleri binlerce.
Buna rağmen onları mağlup ediyorsun…
Ölümüne savaş, ‘’30 Ağustos Zafer Bayramı’’ olarak dünya tarihine geçiyor.
Geldikleri gibi gidiyorlar ! 
**
Falih Rıfkı ATAY, o günleri anlattığı ‘’Çankaya’’ adlı kitabında, ‘’Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak,  yurdumuzu Batının, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak şu denizlere bizim diye bakıyor ,bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak hepsini herşeyi 30 Ağustos Zafer Bayramına borçluyuz’’ demiştir.
30 Ağustos olmasaydı, vatanımız olmayacaktı…
30 Ağustos olmasaydı, özgür olmayacaktık…
30 Ağustos olmasaydı, bugün batının esir ve köle devletlerinden biri olacaktık… 
**
Savaş sonrası Mısır bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri Mustafa Kemal’i görmeye gelmişti. Kendisine; bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz diye sordu.
Mustafa Kemal, "Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü" diye sorar.
Adamcağız yüzüna bakakalır: Fakat paşa hazretleri yarım milyonun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya… der.
Benimle olmaz, beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse o vakit gelip beni ararsınız.’’ der.
Sadece cephede değil, cephe gerisinde de büyük fedakarlıklarla ölümüne  topyekun bir savaştı bu... 
Anadolu halkı, üzerinde yaşanılan toprağın uğrunda ölünmeden, vatan olmayacağını iyi biliyordu. Bu nedenle de çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden savaştı.
Bugün bile ‘’Erkeksizler köyü’’ vardır bu ülkede,
Onbeşliler türküsü söylenir hala…
**
Atatürk’ün liderliğini ve askeri dehasını  sadece dostları değil düşmanları bile kabul etmişken,   ülkenin işgal altında olmasına aldırmadan kendisine muhalif olmaktan çekinmeyeler de vardı ….
Atatürk’e suikast düzenlediler,
Kurtuluş savaşı kazanıldığında,’’ Ne var sanki? Nasıl olsa İzmir’i bize vereceklerdi. Nesini büyütüp duruyorsunuz?’’ dediler.
’’Keşke Yunan kazansaydı.’’ dediler...
Kendi kurduğu TBMM’nde milletvekili seçilmesini önlemek için muhalifler milletvekili seçilebilmek için, ‘’Yerleştikleri bölgede  beş yıl  geçmiş ise seçilebilirler.’’ Koşulunu getirmekten çekinmediler. 
Bunu öğrenen Atatürk: ‘’Doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor, herhangi bir seçim bölgesinde de beş yıl oturmuş değilim…Bunun nedeni ülkemizi ve ulusumuzu, dağıtıp yok etmek isteyen düşmanların önlenemeyişidir. Eğer düşmanlar amaçlarına tam olarak ulaşmış olsalardı,  Tanrı korusun, bu tasarıya imza atanların doğum yerleri de bu sınırların dışında kalabilirdi’’ diye cevap verir. 
Bu cevap tasarıyı getirenleri  biraz da olsa  düşündürmüş müdür? Bilinmez!              
Ancak, tarihsel süreçte yaşananların  Mustafa Kemal’i haklı çıkardığı bilinen bir gerçek olmaya devam ediyor...                  
**
Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı da muhalifler, onun  değil de düşmanın kazanmasını  istediler ? 
O ki, sadece ülkesini özgürlüğe kavuşturmakla kalmadı, tam bağımsız Türkiye diyerek  ekonomide, eğitimde, hukukta, sağlıkta, tarımda  devrimleri gerçekleştirdi. 
Yok olmaya yüz tutmuş bir  toplumdan modern bir ulus devlet yarattı. 
Atatürk, Cumhuriyeti kurarken  özgür ve  katılımcı bir demokrasiyle yaşayalım istedi. 
Atatürk, din siyasete karıştırılmasın, herkes inancını ve ibadetini  özgürce uygulasın diye laiklik ilkesinin gerekliliğini savundu.
Atatürk, toplumsal eşitliği yani Halkçılığı benimsedi.
Ekonomide   Devletçilik ilkesini benimserken  bu toplumun yararına kaynakların  yerinde kullanılmasını ve  devletin denetleyebilmesini  istedi.  Özel sektöre hicbirzaman karşı olmadı...
Atatürk çağdaş  uygarlığa ulaşmayı hedef edindi… 
Kurtuluş savaşından sonraki on yılda fabrikalar kuruldu...
Kadınlar ve erkekler eşit vatandaş statüsüne kavuşturuldu…
Çağdaşız diye geçinen devletlerden daha önce kadına seçme ve seçilme hakkı verdi…
Çocukları ve gençleri geleceğin mirasçısı kabul edip, yurtdışına eğitime gönderdi.
Aklı,bilimi, sanatı ve eğitimi önemsedi.
Üniversiteler ve okullar açtı,
Ekonomide, tarımda kendine yetebilen ülke statüsüne kavuşturuldu…
Her vatandaş hukuk önünde  özgür birey olarak kabul edildi…
**
Bunların hangisi bu ülkeye ve millete  zarar verdi? 
Bu değerlerin hangisi, ülkeyi yokluğun ve yoksulluğun içine sürükledi?
Cehaletin karanlığında  bıraktı?
Yolsuzluğun, çıkarcılığın bataklığına götürdü?
Bu değerlerin hangisi  vatandaşın güvenliğini yok etti ?
Ülkeyi ekonomik olarak iflasın eşiğine götürdü? 
Ülkeyi savaşa sürükledi?
Bu değerlerin hangisi, halkın eğitimini, Adalet arayışını, İbadet yapmasını, Sağlık hizmetlerine ulaşmasını engelledi? 
Bugün Suriye, Irak, Afganistan ve diğer komşu ülkelerde yaşananları yaşamıyorsak  Mustafa Kemalin verdiği  kurtuluş mücadelesi sayesinde değil midir?  
**
Mustafa Kemal, halkını kaderiyle bırakıp kaçabilirdi…
Altın dolu uçaklarla  başka bir ülkeye sığınabilirdi…
İşgal devletleriyle pazarlığa oturabilirdi…
Parlamenter demokrasiyi  getirmeyebilirdi…
Adaleti, hukuku yok sayabilirdi….
Diktatörlüğünü ilan edebilirdi….
Halkı,cehaletin,yokluğun ve yoksulluğun içinde bırakabilirdi…
Yapmadı, canı pahasına savaştı.
‘’Kaburga kemiğim kırık attan düştüm.’’ diyerek evde yan gelip yatmadı…  Savaş meydanında cepheyi gözledi…
‘’Hastayım  benden bu kadar.’’ demedi. Hasta yatağından kalkıp Hatay’ı kurtarmaya  koştu…
**
Bu nedenle, 30 Ağustos’u anlamak, dün olduğu gibi bugünde vatan  ve millet olma bilinciyle vatan toprağında özgür birey olarak, çağdaş ülke düzeyinde insanca yaşamayı istemekten geçiyor.
 30 Ağustos’u anlamak,  Afganistan halkı gibi ülkeyi terk etmek zorunda kalmamaktır.
30 Ağustos’u anlamak, sığınacak vatan aramamaktır.
30 Ağustos’u anlamak, özgür bir  vatandaş olarak insanca vatan toprağında  yaşamaktır.
30 Ağustos’un taçlandığı, Canım İzmir’in kurtuluşunu coşkuyla kutlamaktır. 
Îzmir’imizin kurtuluşu’nun 99. yıl dönümü kutlu olsun…!
Nice , 99 yıllara…!